on
Preposition
1
touching a surface; above something
-de/da, üstünde
  • The book is on the table.
  • There is a clock on the wall.
  • There's blood on your shirt.
2
being supported or held
-e/a, üzerine
  • He was lying on his back.
  • Can you stand on one foot?
  • You can hang your coat on this hook.
3
used to show a day or date
-de/da, tarihinde, gününde
  • I'll be there on Thursday.
  • What did you do on your birthday?
  • The shop is usually closed on Sundays.
4
used to show a means of transport
ile, vasıtasıyla
  • I go to work on foot.
  • I like to travel on the bus.
5
about
hakkında, üzerine
  • This book is on European history.
  • We had a discussion on current events.
6
immediately after something
-edince, -yapınca
  • Please infom me on arrival.
  • On hearing the news I called her.
7
at or near a place
-de/da, yakınında
  • We have a house on (= near) the sea.
  • There is a village on the coast.
8
used to show direction or location
-de/da
  • on the left/right
  • He lives on Main Street.
9
used to show you have or carry something with you
(üzerinde bir şey taşıma veya bulundurma) üzerinde, üstünde
  • I don't have any money on me.
10
used to show a source or basis
-e/a, ile (dayanağı/temeli göstermek için kullanılır)
  • This movie is based on true story.
  • Can you live on £100 a week?
  • The machine runs on diesel fuel.
11
used to describe an activity or a state
-de/da, (bir yerde bulunma)
  • to be on business/holiday/vacation
12
used to show being a member of a group or organization
-de/da, üyesi
  • to be on the committee/staff/jury/panel
13
by means of something; using something by holding or touching
ile, vasıtasıyla, -de/da
  • I'll speak to you on the phone.
  • The information is available on the Internet.
  • What's on television tonight?
  • I cut myself on a knife.
14
paid for by something
(kimin bir şeyi ödediğini göstermek için) -den/dan
  • Drinks are on me.
Collocations
1
abortion on demand
istenildiğinde kürtaj yapma hakkı
2
absorb shock on impact
çarpma anında darbeyi emmek
3
accidentally on purpose
bilerek olup kazara gösterilen
4
according on
göre, -e göre, binaen
5
act on behalf of
-ın adına hareket etmek
6
act on one's advice
tavsiyesine göre davranmak, hareket etmek
7
advance on the city
şehre (doğru) ilerlemek
8
appear on the scene
sahneye çıkmak, ortaya çıkmak, meydana çıkmak
9
arrive on the scene
olay yerine varmak, olay mahaline gelmek
10
arrive on the scene
sahneye çıkmak, ortaya çıkmak, meydana çıkmak
11
bang on the door
kapıya vurmak
12
bang one's head on
-e başını çarpmak, -e başını vurmak
13
bars on a fire
ızgara
14
bars on a window
parmaklık, korkuluk
15
be on a diet
perhiz yapmak, rejimde/diyette olmak
16
be on a low wage
düşük ücretli olmak, düşük ücret almak
17
be on alert
teyakkuzda/tetikte olmak, teyakkuza geçmek
18
be on bad terms with someone
birisiyle arası bozuk olmak, birisiyle kötü ilişkileri olmak
19
be on good terms with someone
birisiyle arası iyi olmak, birisiyle iyi ilişkieri olmak
20
be on guard
nöbette olmak, tetikte olmak
21
be on holiday
tatilde olmak
22
be on target
hedefte ilerlemek, amaçlandığı gibi devam etmek
23
be on the committee
komitede olmak, komitenin üyesi olmak
24
be on the danger list
hayati tehlikesi olmak, hayatı tehlikede olmak
25
be on the verge of death
ölümün eşiğinde olmak, ölümle pençeleşmek
26
be on the verge of tears
ağlamak üzere olmak, ağlamaklı olmak
27
be on the verge of war
savaşın eşiğinde olmak
28
be on the wagon
alkolü/içkiyi bırakmak
29
be on trial for
-den yargılanmak, mahkemelik olmak
30
be on vacation
tatilde olmak
31
be placed on alert
teyakkuza geçirilmek
32
be placed on the list
listeye alınmak, listeye koyulmak
33
be put on alert
teyakkuza geçirilmek
34
be put on trial
mahkemeye çıkarılmak, yargılanmak
35
be short on
eksik olmak, yetersiz olmak
36
bring shame on
utanç getirmek, rezil etmek, lekelemek
37
carry on a conversation
sohbete devam etmek, konuşmayı sürdürmek
38
carry on the tradition
geleneği sürdürmek
39
carry straight on
düz devam etmek, dümdüz ilerlemek
40
cash on delivery
kapıda ödeme
41
cast a spell on
-e/a büyü yapmak
42
cast doubt on
şüphe yandırmak, şüpheye düşürmek
43
come on the scene
sahneye çıkmak, ortaya çıkmak, meydana çıkmak
44
come to terms on something
(kötü bir durumu) kabullenmek, kanıksamak
45
crawl on one's belly
sürünmek, karın üstü sürünmek
46
declare war on
savaş ilan etmek, savaş açmak
47
deliver on one's promise
sözünü tutmak, sözünde durmak
48
do well on the exam
sınavda başarılı olmak/iyi yapmak
49
draw on a cigar
puroyu içine çekmek, purodan içine çekmek
50
embark on a journey
yolculuğa başlamak, yolculuğa çıkmak
51
embark on a new career
yeni bir kariyere başlamak, yeni bir kariyere atılmak
52
embark on a trip
geziye başamak, geziye çıkmak
53
embark on an adventure
maceraya atılmak
54
embark on an enterprise
girişimde bulunmak, teşebbüs etmek
55
enrol on a course
kursa kaydolmak, derse katılmak
56
experiment on animals
hayvanlar üzerinde deney yapmak
57
fall flat on one's face
yüzüstü düşmek, yüzükoyun düşmek
58
fall on the city
şehrin üzerine düşmek, şehre yağmak
59
focus on work
işe odaklanmak, çalışmaya yoğunlaşmak
60
focus one's attention on
-e dikkatini vermek, ağırlık vermek
61
from now on
bundan böyle, bundan sonra, şimdiden sonra, artık
62
get down on one's knees
dizlerinin üstüne çökmek
63
get on
binmek, üstüne çıkmak, üzerine binmek
64
get on a train
trene binmek
65
get on board (the boat/ship)
(gemiye) binmek, güverteye çıkmak
66
get on board (the bus/train/plane)
(uçağa/otobüse/trene) binmek
67
get on the bus
otobüse binmek
68
get on the horse
ata binmek
69
get on the underground
metroya binmek
70
go away on business
iş için gitmek, iş için seyahat etmek, iş gezisine çıkmak, iş için uzağa gitmek, iş için evden ayrılmak
71
go away on holiday
tatile gitmek, tatile çıkmak, tatil için evden uzaklaşmak
72
go back on one's promise
sözünden dönmek, sözünden caymak
73
go on a course
staj görmek, kurs görmek, eğitim almak
74
go on a diet
perhize/diyete/rejime başlamak, girmek
75
go on a journey
yolculuğa çıkmak
76
go on a tour
geziye/tura çıkmak, geziye/tura gitmek
77
go on a trip
geziye çıkmak/gitmek
78
go on foot
yürüyerek gitmek, yayan gitmek
79
go on holiday
tatile çıkmak, tatile gitmek
80
go on hunger strike
açlık grevi yapmak, açlık grevine başlamak
81
go on in one's mind
aklından geçmek
82
go on sale
pazara çıkmak, piyasaya çıkmak, satışa sunmak
83
go on strike
grev yapmak
84
go on the stage
(tiyotra) oyuncusu olmak, sahneye çıkmak
85
go on the underground
metro ile gitmek
86
go on trial
mahkemeye çıkmak, yargılanmak
87
go on vacation
tatile çıkmak
88
grow up on a farm
çiftlikte büyümek, yetişmek
89
hang up on someone
telefonu yüzüne kapatmak
90
have a worried look on one's face
yüzünde endişeli bir ifade olmak
91
have something on the brain
kafasına bir şeyi takmak
92
heap abuse on
sövüp saymak, küfürler savurmak, hakaret etmek
93
heap praise on
-e övgü yağdırmak
94
hit one's head on
-e başını vurmak
95
hop on the bus
otobüse binmeek, otobüse atlamak
96
in decline (= on the decline)
düşüşte, çöküşte, inişte
97
inflict pain on
eziyet etmek, acı çektirmek
98
keep one's mind on
kafasını toplamak, zihnini toplamak, dikkatini toplamak, dikkatini vermek
99
knock on/at the door
kapıyı çalmak
100
lavish praise on
-e övgülere boğmak, -i bol bol övmek
101
lay on bed (top of the cover)
yatağa uzanmak
102
let someone in on a secret
birini bir sırra dahil etmek, birini bir sırrı açıklamak
103
lie down on the grass
çime uzanmak
104
lie on one's back
sırtüstü yatmak
105
lie on one's stomach
karın üstü yatmak, yüzüstü yatmak
106
lie on the bed
yatağa uzanmak, yatakta yatmak
107
live on a farm
çiftlitke yaşamak
108
live on a pension
emekli maaşıyla yaşamak, emekli maaşıyla geçinmek
109
make a decision on
hakkında karar vermek
110
money on deposit
bankadaki para, mevduat
111
on a daily basis
günlük, günlük olarak
112
on a friendly basis
arakadaşça, dostane
113
on a full stomach
tok karnına, mide dolu iken
114
on a global scale
küresel çapta/ölçüde
115
on a grand scale
büyük ölçüde, büyük ölçekte
116
on a individual basis
bireysel olarak
117
on a large scale
büyük ölçüde/çapta
118
on a one-to-one basis
teke tek, ayrı ayrı
119
on a regular basis
düzenli olarak
120
on a temporary basis
geçici olarak
121
on a trial basis
deneme olarak
122
on a weekly basis
haftalık bazda, haftalık olarak, haftalık
123
on a whim
bir hevesle, bir anlık hevesle, kaprisle
124
on an empty stomach
aç karnına, mide boşken
125
on an irregular basis
düzensiz olarak
126
on annual basis
senelik, senelik olarak
127
on arrival
vardığında, varınca, gelince, gelir gelmez
128
on arriving home
eve varınca, eve gelince, eve gelir gelmez
129
on business
iş veya ticaret maksadıyla, iş veya ticaret için
130
on course
rotasında, yolunda, doğru seyrinde
131
on death row
idamı bekleyen (mahkûm)
132
on file
dosyalanmış, dosyada olan
133
on one occasion
bir seferinde, bir keresinde, bir durumda
134
on one's advice
-nın tavsiyesi üzerine
135
on one's own initiative
kendi inisiyatifiyle
136
on one's return
döndüğünde, döner dönmez, dönüşünde
137
on order
sipariş edilmiş, sipariş verilmiş
138
on page 5
sayfa 5'te
139
on press
baskıda
140
on request
talep/rica/istek üzerine, talep olduğu zaman
141
on schedule
vaktinde, zamanında
142
on several occasions
birkaç kez, birkaç durumda
143
on sight
görür görmez
144
on suspicion of
zannıyla, şüphesiyle
145
on tap
hazır
146
on that occasion
bu sefer, bu durumda
147
on the advice of
-nın tavsiyesi üzerine
148
on the brink of
eşiğinde, üzere, eli kulağında, olmak üzere
149
on the brink of an abyss
uçurumun kenarında; felaketin eşiğinde
150
on the brink of death
ölümün eşiğinde
151
on the brink of disaster
felaketin eşiğinde
152
on the brink of war
savaşın eşiğinde
153
on the defensive
savunmada
154
on the edge of an abyss
uçurumun kenarında; felaketin eşiğinde
155
on the internet
internette
156
on the occasion of
münasebetiyle, nedeniyle, dolayısıyla
157
on the opposite side
karşı tarafta
158
on the opposite side of the road
yolun karşı tarafında, yolun karşısında
159
on the precipice of war
savaşın eşiğinde
160
on the scene
olaya yeri, olay yerine, olay yerinde
161
on the spot
derhal, hemen, anında; tam yerinde, olay yerinde
162
on the surface
yüzeyde, görünüşte, zahirde
163
on the table
masanın üstünde
164
on the verge of bankruptcy
iflasın eşiğinde
165
on the verge of death
ölümün eşiğinde, ölüm döşeğinde
166
on the verge of divorce
boşanmanın eşiğinde
167
on the way school
okula giderken, okula gidiş yolunda
168
on this occasion
bu sefer, bu durumda
169
on view
sergilenmekte, gösterimde
170
pay on time
zamanında ödemek
171
payment on delivery
kapıda ödeme
172
perform on stage
(müzik, oyun, vb.) sahnede icra etmek, sahnede oynamak
173
place tax on
-e vergi koymak, -i vergilendirmek
174
place the blame on
-e suçu yüklemek, -e suçu üzerine atmak
175
place the emphasis on the word
kelimeyi vurgulamak, kelimeye vurgu yapmak
176
play a trick on someone
oyuna getirmek, hile yapmak, şaka yapmak
177
put a spell on
-e büyü yapmak
178
put a strain on
zora sokmak, zorlamak, germek, yük olmak
179
put it on one's tab
hesabına yazmak, hesabına eklemek
180
put on an American accent
Amerikan aksanı takınmak
181
put on an accent
aksan takınmak, yapmacık bir aksan yapmak
182
put on sale
satışa sunmak, satışa çıkarmak, pazara çıkarmak
183
put on the market
piyasaya sürmek, pazara çıkarmak, satışa sunmak
184
put on weight
kilo almak
185
put tax on
-e vergi koymak, -i vergilendirmek
186
put your foot on the accelerator
gaza basmak, gaz pedalına basmak
187
put/lay/pin the blame on
suçlamak, sorumlu tutmak, suçu (üstüne) yıkmak
188
release on bail
kefaletle serbest bırakmak
189
retire on disability
malulen emekli olmak
190
rub the cream on one's face
kremi yüzüne sürmek
191
run on hydrogen
hidrojenle çalışmak
192
search on the internet
internette aramak, internette araştırmak
193
sell on commission
komisyonla satmak
194
set on fire
ateşe vermek, yakmak, tutuşturmak, kudaklamak
195
set something on the road to success
bir şeyi başarıya giden yola sokmak, bir şeyi başarı yoluna koymak
196
shed light on
(konuyu) aydınlatmak, ışık tutmak
197
shoot on sight
görür görmez vurmak, görür görmez ateş açmak/etmek
198
show on the map
haritada göstermek, harita üzerinde göstermek
199
slam on the brake
frene asılmak, sert fren yapmak, frene aniden basmak
200
sleep on the couch
kanepede uyumak
201
speak on the phone
telefonda/telefonla konuşmak, görüşmek
202
stand on ceremony
resmî davranmak, protokole uygun davranmak
203
stand on one's head
amuda kalkmak
204
stand on one's own feet
kendi ayakları üzerinde durmak, kendi yağında kavrulmak
205
start on
-e/a başlamak, -e/a ilgilenmek, (ilgilenmeye) başlamak
206
stay on
kalmak, (kalmaya/yapmaya) devam etmek
207
step on the accelerator
gaza basmak
208
talk on the phone
telefonla konuşmak, telefonda konuşmak
209
to travel by/​on public transport
toplu taşıma araçlarıyla seyahat etmek
210
travel on foot
yürüyerek gezmek/dolaşmak
211
travel on the ground
metro ile seyahat etmek
212
turn the tap on
musluğu açmak
213
venture on a long journey
uzun bir yolculuğa atılmak, uzun bir yolculuğa girişmek
214
vote on
-i oylamak
215
vote on the project
projeyi oylamak
216
vote on the proposal
teklifi oylamak, önergeyi oylamak
217
wash up on shore
kıyıya vurmak
218
weave on a loom
tezgâhta dokumak
219
wipe one's feet on the mat
ayaklarını paspasa silmek
220
wipe one's hands on the towel
ellerini havluya silmek
221
work on a commission basis
komisyonla çalışmak, komisyon bazında çalışmak
222
work on a farm
çiftlikte çalışmak
223
work on commission
komisyonla çalışmak, komisyon hesabıyla çalışmak
224
wreak revenge on the enemy
düşmandan intikam almak
225
write on the paper
kağıda yazmak
© 2021 bilexis. All rights reserved.