make
Verb
[Transitive]
1
to produce, create or prepare something
yapmak; üretmek, hazırlamak
  • to make a table/dress/movie
  • make sthCan you make coffee?
  • make sb sthShe made us a cake.
  • make sth for sbShe made tea for us.
  • be made from sthButter is made from milk.
2
[Transitive]to compose or write something
yapmak, oluşturmak, yazmak
  • to make a list/rule/will
  • We'll make laws to protect the environment.
3
to cause something to exist, happen or appear
yapmak, olmasına sebep olmak
  • to make a mistake/noise
  • Please, don't make a noise.
  • Again, you made a mistake.
  • Stop making trouble for us.
4
to cause someone or something to do, feel, have, etc. something
yaptırmak, yapmak
  • make sb/sth + adjHe makes her happy.
  • The news made him very upset.
  • make sb/sth do sthYou always make me laugh.
  • What made you change your mind?
5
to force someone to do something
zorlamak, yaptırmak
  • make sb (do sth)She made me wait for an hour.
  • If he doesn't want to do it, you can't make him (do it).
  • be made to do sthPrisoners must be made to obey the rules.
6
to perform a particular action
yapmak
  • You need to make a decision (= decide).
  • May I make a phone call (= call)?
  • I made an appointment with my doctor.
  • The president has made a short speech.
7
to earn or gain money
(para) kazanmak
  • He makes $10 000 a month.
  • He has a talent for making money.
  • He made a fortune on his bussiness.
8
equal something
eşit olmak
  • 4 and 7 make 11.
Collocations
1
be made from
-den yapılmak, -den teşekkül etmek, -den üretilmek
2
be made from concrete
betondan yapılmak
3
be made from milk
sütten yapılmak
4
be made from wood
ahşaptan yapılmak
5
be made in
-de yapılmak, -de üretilmek
6
be made of
-den yapılmak, -den teşekkül etmek, -den üretilmek
7
be made of grapes
üzümlerden yapılmak, üzümden yapılmak
8
be made out of
-den yapılmak, -den teşekkül etmek, -den üretilmek
9
make (a) noise
gürültü yapmak
10
make (a) problem
problem çıkarmak
11
make (a) threat
tehdit etmek, tehdit savurmak
12
make (a) threat against someone
birini tehdit etmek
13
make (a) trouble
sorun/bela çıkarmak
14
make a baby
çocuk yapmak
15
make a bed
yatağı yapmak/toplamak/düzeltmek
16
make a bet
iddiaya girmek/tutuşmak, bahse girmek/tutuşmak
17
make a cake
kek yapmak, pasta yapmak
18
make a change
değişiklik yapmak
19
make a choice
seçim yapmak, seçmek, tercih etmek
20
make a claim
iddia etmek, iddia ortaya atmak; talep etmek
21
make a claim for compensation
tazminat talep etmek, tazminat talebinde bulunmak
22
make a copy
kopya çıkarmak, kopya oluşturmak, suret çıkarmak
23
make a curtain
perde yapmak, perde dikmek
24
make a dash
atılmak, fırlamak
25
make a deal
anlaşma yapmak, anlaşmaya varmak
26
make a death threat
ölümle tehdit etmek, ölüm tehdidinde bulunmak, öldürmekle tehdit etmek
27
make a decision
karar vermek
28
make a decision about
hakkında karar vermek
29
make a decision against
aleyhinde karar vermek
30
make a decision for
lehte karar vermek
31
make a decision in favour of
lehinde karar vermek
32
make a decision on
hakkında karar vermek
33
make a declaration
beyan etmek, ilan etmek, bildirmek
34
make a deposit
(para) yatırmak, ödeme yapmak; kapora vermek
35
make a desperate attempt
umutsuzca bir çaba sarfetmek
36
make a dessert
tatlı yapmak
37
make a difference
değişiklik yapmak, etkilemek, farklılık yapmak
38
make a discovery
keşfetmek, keşifte bulunmak
39
make a display
gösteriş yapmak
40
make a dress
elbise yapmak
41
make a duplicate
suret çıkarmak, suret almak, kopyasını yapmak, çoğaltmak
42
make a false statement
yalan beyanda bulunmak
43
make a film
film yapmak, film çekmek
44
make a fool of oneself
kendini aptal yerine koymak, kendini gülünç duruma düşürmek
45
make a fortune
servet kazanmak/elde etmek
46
make a fresh start
yeni bir başlangıç yapmak; yeni bir hayata başlamak
47
make a friend
arkadaş edinmek, arkadaşlık kurmak
48
make a good wage
iyi bir ücret kazanmak, iyi bir maaş almak
49
make a habit
alışkanlık hâline getirmek, alışkanlık kazanmak
50
make a hasty departure
aniden kalkmak, aceleyle ayrılmak
51
make a journey
yolculuk yapmak, seyahate çıkmak
52
make a knot
düğüm atmak
53
make a knot in the rope
ipe düğüm atmak, halata düğüm atmak
54
make a law
kanun yapmak/çıkarmak/koymak
55
make a living
geçinmek, hayatını kazanmak
56
make a living through fishing
balıkçılıktan geçinmek
57
make a loss
zarar etmek
58
make a mess of
berbat etmek, dağıtmak, allak bullak etmek
59
make a mistake
hata yapmak, yanlış yapmak, yanılmak
60
make a movie
film yapmak, film çekmek
61
make a place
yer ayırmak, yer açmak
62
make a plan
plan yapmak
63
make a plea
rica etmek, talepte bulunmak
64
make a point
bir hususa değinmek, bir noktaya değinmek, bir noktaya parmak basmak
65
make a presentation
sunum yapmak
66
make a press statement
basın açıklaması yapmak
67
make a profit
kâr etmek, kâr elde etmek
68
make a promise
söz vermek, vaat etmek, taahhüt etmek
69
make a request
rica etmek, talep etmek
70
make a rule
kural çıkarmak, kural koymak
71
make a rush
akın etmek, hücum etmek, üşüşmek
72
make a sacrifice
feda etmek, fedakârlık etmek, özveride bulunmak
73
make a sale
satış yapmak
74
make a scene
olay çıkarmak, mevzu çıkarmak/yapmak
75
make a search
arama yapmak
76
make a short visit
kısa bir ziyarette bulunmak
77
make a souce
sos yapmak
78
make a sound
ses çıkarmak
79
make a speech
konuşma yapmak, nutuk/söylev vermek
80
make a stand
direnmek
81
make a start
başlamak, başlangıç yapmak
82
make a statement
açıklama yapmak, demeç vermek, beyanat vermek
83
make a statement to the press
basına açıklama yapmak, basına demeç vermek
84
make a sweeping statement
genelleme yapmak
85
make a table
masa yapmak, masa üretmek
86
make a trip
gezinti yapmak, gezmeye gitmek/çıkmak
87
make a visit to
-i ziyaret etmek, ziyarette bulunmak
88
make a vow
yemin etmek, ant içmek
89
make a will
vasiyet hazırlamak, vasiyet yazmak, vasiyetname yapmak
90
make a wish
dilek tutmak, dilekte bulunmak
91
make accessible
erişilebilir hale getirmek, ulaşılır kılmak, erişilir kılmak
92
make an accommodation
uzlaşma yapmak, uzlaşmak, uzlaşı sağlamak
93
make an apology
özür dilemek
94
make an appointment
randevu almak
95
make an arrest
tutuklama yapmak, tutuklamak
96
make an attack
saldırı yapmak, saldırmak
97
make an attempt
teşebbüs etmek, girişimde bulunmak
98
make an effort
gayret etmek, çabalamak, uğraşmak
99
make an error
hata yapmak
100
make an estimate
tahmin etmek, tahminde bulunmak
101
make an example of
ibret olması için cezalandırmak
102
make an exception
istisna yapmak, ayrım yapmak
103
make an exception
istisna yapmak
104
make an offer
teklif etmek/yapmak/sunmak
105
make angry
kızdırmak, sinirlendirmek
106
make apparent
belirginleştirmek, belirgin hâle getirmek, görünür kılmak, netleştirmek, ortaya çıkarmak, açığa çıkarmak
107
make clear
netleştirmek, açıklık getirmek, açıklığa kavuşturmak
108
make coffee
kahve yapmak/hazırlamak
109
make contact with
ile temas kurmak, ile iletişime geçmek, ile irtibat kurmak
110
make dinner
akşam yemeği hazırlamak/yapmak
111
make dirty
kirletmek
112
make eye contact
göz teması kurmak, göz temasında bulunmak
113
make furniture
mobilya yapmak, ev eşyası yapmak
114
make happy
mutlu etmek, sevindirmek
115
make into
-e/a dönüştürmek
116
make it a rule
prensip edinmek, ilke edinmek
117
make love
sevişmek
118
make money
para kazanmak
119
make no attempt
teşebbüs etmemek, yeltenmemek, kalkışmamak
120
make no bones about (doing) something
açıkça söylemek, gizlemeden/çekinmeden belirtmek
121
make no difference
fark etmemek, etkilememek
122
make no progress
ilerleme kaydetmemek, gelişim göstermemek
123
make no secret of
gizlememek, saklamamak, açıkça söylemek/belirtmek
124
make official
resmileştirmek, resmiyet kazandırmak
125
make one's day
birini sevindirmek
126
make peace
barışmak, sulh yapmak
127
make possible
mümkün kılmak, olanak tanımak, olanak sağlamak
128
make progress
ilerlemek, gelişme göstermek
129
make public
açıklamak, kamuya açıklamak
130
make ready
hazırlamak, hazır etmek
131
make safe
güvenli hâle getirmek
132
make sense
mantıklı/anlamlı olmak, akla uygun olmak
133
make someone aware of
birini haberdar etmek, bilgilendirmek
134
make someone desperate
birini umutsuzluğa düşürmek, birinin umudunu yıkmak
135
make someone promise
söz verdirtmek
136
make someone suspicious
birini kuşkulandırmak, şüphelendirmek
137
make someone worried
birini endişelendirmek, birini kaygılandırmak
138
make something a reality
bir şeyi gerçekleştirmek
139
make something plain
açıklığa kavuşturmak, açıklamak, açıkça belirtmek
140
make space
yer açmak, boş alan oluşturmak
141
make sure (= make certain)
emin olmak, sağlama almak
142
make tea
çay yapmak/hazırlamak
143
make the crossing to
-e geçiş yapmak, -e geçmek
144
make the crossing to France
Fransaya geçiş yapmak
145
make the main course
ana yemeği yapmak
146
make watery
sulandırmak, yaşartmak, sulu yapmak
147
make weak
zayıflatmak, güçten düşürmek, güçsüzleştirmek
148
make weary
yormak, yorgun düşürmek, bitap düşürmek, yıpratmak
149
make wet
ıslatmak, nemlendirmek
150
make wine
şarap yapmak
151
make worse
kötüleştirmek, fenalaştırmak, daha kötü bir hâle getirmek
152
man-made materials
insan yapımı malzeme
153
ready-made
hazır yapım
154
wear make-up
makyaj yapmak
© 2021 bilexis. All rights reserved.