in
Preposition
1
inside; within a place, space or limits
-de/da, içinde
  • He is living in Paris.
  • Are you still lying in bed?
  • We're swimming in the lake.
  • They are standing in the street.
2
to the inside of a place, space, etc.; into something
-e/a, içine
  • I threw it in the garbage.
  • He got in his car and drove off.
3
during a period of time
-de/da, süresince
  • in spring
  • in December
  • in the morning
4
at the end of a period of time; within a particular period of time
(belli bir süre) -de, içinde
  • I'll be there in ten minutes.
  • We finished the project in two months.
5
used to express inclusion or involvement
-de/da, dahilinde/içinde
  • acting in a film
  • There are 365 days in a year.
  • Who's the woman in the painting?
6
used to show a state, condition or emotion
-de, halinde, durumunda
  • She is in love.
  • They are in trouble.
  • I guess, he is in his thirties
7
used to show a job, subject or area of activity
-de; işinde, alanında
  • She is in the army.
  • I've a degree in philosophy.
  • He has a great career in politics.
8
used to show the means such as language, material, etc.
-de, ile, olarak
  • I usually pay in cash.
  • You must write in pencil.
  • Could you speak in Russian?
9
used to show the form, shape or quantity of something
-de, şeklinde
  • We sat down in a circle.
  • The chairs were arranged in a row.
10
wearing
-li, giyinmiş
  • dressed in white
  • I like the man in the black suit.
11
while or as a result of doing spmething
iken, için, yüzünden
  • In all the rush I forgot to talk to her.
  • In attempting to cross the river, I fell in the river.
12
used to show a proportion of a whole
tümün bir oranı; her, bir
  • a tax rate of 5 pence in the pound
  • It'll affect one in five of the residents.
Adverb
1
to or toward the inside
içeri, içeriye
  • Please come in!
  • I went in and closed the door.
2
used to express the situation of being enclosed
içeride, içinde
  • We were locked in.
  • I don't like to drink coffee with milk in.
3
at home, office, etc.
-de, içeride
  • I didn't hear you come in.
  • I knocked the door, but nobody was in.
Collocations
1
ability in English
İngilizce'de yeterlik, İngilizce yeterliliği, İngilizce becerisi
2
accident in the home
evdeki kaza, ev kazası
3
accomplice in crime
suça iştirak eden, suç ortağı
4
act in accord with law
kanuna uygun davranmak, yasaya göre hareket etmek
5
act in good faith
iyi niyetle davranmak
6
act in self defence
kendini savunmak
7
agree in principle
prensipte anlaşmak, ilkesel olarak anlaşmak, genel olarak anlaşmak
8
appear in court
mahkemeye çıkmak
9
arrange in a row
dizelemek, sıralamak, düz olarak sıralamak
10
arrange in rows of ten
onarlı olarak sıralamak, onarlı dizelemek
11
associate in crime
suç ortağı
12
attract publicity in the press
basının dikkatini çekmek, basında yer bulmak, basında yankı uyandırmak
13
be absorbed in
-e dalmak, -e kapılmak, -e gömülmek, tüm dikkatini vermek
14
be absorbed in a book
kitaba dalmak, kitaba gömülmek, kendini kitaba vermek
15
be absorbed in a task
işe dalmak, tüm dikkatini vazifeye vermek, işe gömülmek
16
be absorbed in a union
birliğe dahil edilmek, birliğe katılmak
17
be absorbed in thought
düşünceye dalmak
18
be accommodated in
-de konaklamak, -de ağırlanmak, -de barınmak, -de kalmak
19
be deep in conversation
sohbete dalmak
20
be deep in debt
borca batmak
21
be deep in thought
düşünceye dalmak
22
be deep in trouble
başı büyük belada olmak, açmazda olmak
23
be first in priority
öncelik sırasında birinci olmak
24
be housed in permanent accommodation
kalıcı olarak iskan edilmek, daimi olarak bir eve yerleştirilmek
25
be implicated in a crime
suça karışmak, suça bulaşmak
26
be in a bad temper
huysuz olmak, aksi olmak
27
be in a foul temper
aksiliği üstünde olmak, berbat bir durumda olmak
28
be in a good temper
keyfi yerinde olmak, havasında olmak
29
be in a state of turmoil
kargaşa durumunda olmak, keşmekeş bir durumda olmak, kargaşa içinde olmak, çalkantılı bir durumda olmak
30
be in accord
uyum içinde olmak, mutabık olmak, uyuşmak, ittifak etmek
31
be in accord with
-ile uyum içinde olmak, -e uygun olmak, -ile uyumlu olmak, -ile mutabık olmak
32
be in agreement
mutabık olmak, hemfikir olmak, aynı fikirde olmak
33
be in agreement with
-ile aynı fikirde olmak, mutabık olmak, uyuşmak
34
be in an ill temper
aksiliği üstünde olmak, hırçın olmak
35
be in big trouble
başı büyük belada olmak, açmazda olmak
36
be in contact with
temasta olmak, irtibat hâlinde olmak, iletişimde olmak
37
be in danger
tehlikede olmak
38
be in danger of (something/doing)
tehlikesi altında olmak, tehlikesiyle karşı karşıya kalmak
39
be in debt
borçlu olmak
40
be in debt to
-e/a borçlu olmak
41
be in doubt
şüpheli olmak
42
be in evidence
göz önünde olmak, görünürde olmak, göze çarpmak
43
be in expectation
beklenti içinde olmak
44
be in floods of tears
gözyaşları sel olmak, gözyaşlarına boğulmak
45
be in good health
sağlıklı olmak, zinde olmak
46
be in intensive care unit
yoğun bakımda olmak
47
be in love with
-e âşık olmak
48
be in luck
şanslı olmak, talihli olmak
49
be in need of
-e muhtaç olmak, ihtitacı olmak, gereksinim duymak
50
be in office
görevde olmak
51
be in one's mind
aklında olmak
52
be in one's sixties
altmışlarında olmak
53
be in one's thirties
otuzlarında olmak
54
be in pain
acı çekmek, ağrı duymak
55
be in poor health
sağlığı iyi olmamak
56
be in position
yerinde olmak, yerini almak
57
be in possession of
-e sahip olmak, -si olmak
58
be in power
iktidarda olmak
59
be in production
üretimde olmak
60
be in real trouble
başı büyük belada olmak, açmazda olmak
61
be in safe
güvende olmak
62
be in safe hands
emin ellerde olmak
63
be in search of
arayışında olmak, arayışı içinde olmak
64
be in serious trouble
başı büyük belada olmak, açmazda olmak, ciddi sıkıntısı olmak
65
be in shape
formda olmak; şeklinde olmak
66
be in step with
-e/a ayak uydurmak
67
be in talks with
görüşmelerde bulunmak, görüşme hâlinde olmak
68
be in the office
ofiste olmak, büroda olmak
69
be in the shadow of a person
bir kimsenin gölgesinde kalmak
70
be in touch (with)
(-ile) temas/iletişim hâlinde olmak, temasta/iletişimde olmak
71
be in trouble
başı belada olmak, başı dertte olmak, zorda olmak
72
be in turmoil
kargaşa içinde olmak, çalkantı içinde olmak, karışıklık içinde olmak
73
be in with a chance of
şansı olmak, ihtimali olmak
74
be injured in an accident
kazada yaralanmak
75
be kept in chains
zinzire bağlanmış
76
be killed in an accident
kazada ölmek, kaza sonucu ölmek
77
be lost in thought
düşünceye dalmak
78
be no doubt in one's mind
kafasında şüphe olmamak, aklında hiçbir şüphesi olmamak
79
be placed in the care of
-nın bakımına verilmek, -nın bakımına bırakılmak
80
be reported in the press
basında yer bulmak, basında haber olmak
81
be second in priority
öncelik sırasında ikinci olmak
82
be shot in the leg
bacağından vurulmak
83
be shrouded in mystery
sırra kadem basmak, sır olarak kalmak/tutmak
84
be stuck in the mud
çamura saplanmak
85
be stuck in traffic
trafiğe takılmak
86
be stuck in traffic
trafiğe takılmak, trafikte sıkışıp kalmak
87
be stuck in traffic jam
trafiğe yakalanmak
88
be trapped in the wreckage
enkaz altında kalmak, enkaz altında mahsur kalmak
89
bear in mind
akılda tutmak, akıldan çıkarmamak, unutmamak
90
become interested in
-e merak sarmak, -ile ilgilenmeye başlamak
91
believe in God
Tanrı'ya inanmak, Allah'a inanmak
92
book a table (= in a restaurant)
masa ayırtmak
93
break down in tears
gözyaşlarına boğulmak, gözyaşları boşalmak
94
breathe in
nefes almak
95
built-in wardrobe
gömme dolap
96
bury one's head in the sand
(bir gerçeği veya problemi) kabullenmemek, kabul etmemek
97
bury oneself in something
kendini bir işe gömmek/hasretmek/vermek
98
call in sick
hastalık yüzünden işe gelmeyeceğini belirtmek
99
catch in a trap
kapana kısılmak, kapana kıstırmak
100
cause a split in opinion
fikir ayrılığına neden olmak
101
collapse in house prices
ev fiyatlarında çöküş, ev fiyatlarında yıkım, ev fiyatlarında aşırı düşüş
102
come first in the race
yarışta birinci olmak, yarışta birinci gelmek
103
come in
girmek, içeri girmek
104
come in sight
görünmek, görünür olmak
105
course in art and design
sanat ve tasarım kursu
106
course in first aid
ilk yardım kursu
107
cry out in fear
korkudan haykırmak, korku içinde çığlık atmak
108
cry out in pain
acıdan çığlık atmak, acı içinde feryat etmek
109
cut in half
yarıya bölmek, yarıya düşürmek
110
cut in two
ikiye ayırmak, ikiye kesmek, ikiye bölmek
111
deal in
(belli bir ürünün) ticaretini yapmak
112
decide in favour of
lehinde karar/hüküm vermek
113
decide in one's favour
lehinde karar/hüküm vermek
114
decline in number
(sayısı) azalmak
115
decline in quality
kalitesi düşmek
116
decrease in value
değeri düşmek, değeri azalmak, değerini kaybetmek
117
delight in
-den zevk/haz/keyif almak
118
delight in doing
yapmaktan zevk/haz/keyif almak
119
deposit money in a bank account
banka hesabına para yatırmak
120
develop an interest in
merak sarmak, ilgisi artmak, ilgilenmeye başlamak
121
developed an interest in dance
dansa merak sarmak, dansla ilgilenmeye başlamak
122
die in an accident
kazada ölmek, kaza sonucu ölmek
123
die in childbirth
doğum sırasında ölmek, doğum yaparken ölmek
124
die in one's bed
eceliyle ölmek, yatağında ölmek
125
die in one's sleep
uykusunda ölmek
126
dissolve in water
suda erimek/çözülmek/çözünmek
127
dissolve something in water
suda eritmek/çözmek
128
do well in the exam
sınavda başarılı olmak/iyi yapmak
129
draw in black ink
siyah mürekkeple çizmek
130
draw in pencil
kurşun kalemle çizmek
131
drop in value
değeri düşmek, değeri azalmak, değerini kaybetmek
132
earn in commission
komisyonla kazanmak, komisyondan kazanmak, komisyon olarak kazanmak
133
end in deadlock
çıkmaza girmek, kördüğüm olmak
134
end in divorce
boşanmayla sonuçlanmak
135
end up in court
mahkemelik olmak, sonu mahkemede bitmek
136
engage in talks
görüşmelere katılmak, görüşmelerde bulunmak
137
erupt in applause
alkış kopmak, alkış koparmak
138
examine in detail
detaylı incelemek/araştırmak/soruşturmak
139
experiment in democracy
demokrasi denemesi/deneyimi
140
express in words
dile getirmek, söze dökmek
141
fail in chemistry
kimyada kalmak, kimyada başarısız olmak
142
fall in love
âşık olmak, sevdalanmak
143
fall in love with
-e âşık olmak, sevdalanmak
144
fall in value
değeri düşmek, değeri azalmak, değerini kaybetmek
145
fall/decline in importance
önemi azalmak
146
fill gaps in the workforce
iş gücündeki boşlukları doldurmak, iş gücündeki açıkları kapatmak
147
fill in form
formu doldurmak
148
fill in questionnaire
anket doldurmak
149
fill in survey
anket doldurmak
150
find expression in
ifade edilmek, gösterilmek, belli edilmek
151
finish in first place
birinci sırada bitirmek, birincilikle bitirmek, birinci sırada tamamlamak
152
finish in third place
üçüncü sırada bitirmek, üçüncü sırada tamamlamak, üçüncülükle bitirmek
153
flow in
içe akmak, içe sızmak
154
fold in half
ikiye katlamak
155
get ahead in politics
siyasette ilerlemek, politikada başarı göstermek
156
get all wet in the rain
yağmurda sırılsıklam olmak, yağmurda tamamen ıslanmak
157
get caught in rain
yağmura yakalanmak
158
get caught in the rain
yağmura yakalanmak
159
get caught in traffic
trafiğe yakalanmak, trafiğe takılmak
160
get in contact with
ile temasa geçmek, iletişime geçmek
161
get in line
sıra olmak, sıraya girmek
162
get in one's career
kariyerinde ilerlermek
163
get in the car
arabaya binmek
164
get in touch (with)
(-ile) temas/ilişki/bağlantı/irtibat kurmak, temsa/iletişime geçmek
165
get stuck in traffic
trafiğe takılmak
166
get wet in the rain
yağmurda ıslanmak
167
give in to temptation
nefsine uymak, şeytana uymak, nefsine yenik düşmek, tahrike kapılmak
168
go down in the lift
asansörle inmek
169
go down in value
değeri düşmek, değeri azalmak
170
go in
girmek, içeri girmek
171
go in the direction
yönde gitmek, istikamette gitmek, yöne gitmek, tarafa gitmek
172
go in the opposite direction
zıt yönde gitmek, aksi istikamette gitmek, ters yönde gitmek, zıt yöne gitmek
173
go in the right direction
doğru yöne gitmek, doğru tarafa gitmek, doğru istikamette gitmek, doğru yönde gitmek
174
go on in one's mind
aklından geçmek
175
go out in the rain
yağmurda dışarı çıkmak
176
go up in value
değeri artmak, değeri yükselmek
177
hang one's head in shame
utanarak başını öne eğmek, utanç içinde başını öne eğmek, utançtan başını önüne eğmek
178
have impeccable taste in
-de kusursuz zevk sahibi olmak, -de mükemmel zevk sahibi olmak
179
have trust in
güvenmek, itimat etmek
180
head in opposite directions
zıt yönlerde ilerlemek, zıt yönlere doğru gitmek
181
head in the direction
yönde ilerlemek, istikamette ilerlemek, yöne doğru gitmek
182
hold in arms
kucağına almak, kucaklamak, kucağında tutmak
183
hold in custody
gözaltında tutmak, tutuklu tutmak
184
hold in one's hand
elinde tutmak, eliyle tutmak
185
hold in the air
havada tutmak
186
hold someone in respect
saygı göstermek, hürmet etmek, takdir etmek
187
hop in the car
arabaya atlamak
188
in a bad state of repair
kötü durumda
189
in a contrary case
aksi bir durumda
190
in a daze
şaşkınca, sersemce, şuursuzca; şaşkınlık içinde
191
in a good state of repair
iyi durumda
192
in a loud voice
yüksek sesle, gür sesle
193
in a low voice
alçak/kısık sesle
194
in a matter of days
günler içerisinde, birkaç gün içinde
195
in a matter of hours
saatler içerisinde, birkaç saat içinde
196
in a matter of minutes
dakikalar içerisinde, birkaç dakika içinde
197
in a matter of months
aylar içerisinde, birkaç ay içinde
198
in a matter of weeks
haftalar içerisinde, birkaç hafta içinde
199
in a northerly direction
kuzey yönünde kuzey istikametinde
200
in a particular order
belli bir sırada, belli bir sıraya göre
201
in a sense
bir anlamda, bir bakıma
202
in a small voice
kısık sesle
203
in a southerly direction
güney yönünde, güney istikametinde
204
in a state of chaos
kaos/kargaşa içinde, kaos/kargaşa durumunda
205
in a state of confusion
sersem hâlde, şaşkınlık içinde, karmaşa durmunda
206
in a state of flux
değişimde, değişim eçinde/sürecinde, değişmekte
207
in a state of panic
panik hâlinde/durumunda
208
in a state of shock
şokta, şok içinde, şok hâlinde
209
in a state of war
savaşta, savaş hâlinde/durumunda
210
in a temper
öfkeyle, hiddetle, kızgınlıkla
211
in a wide sense
geniş manada/anlamda
212
in absolute terms
mutlak manada, mutlak verilere göre
213
in abstract terms
soyut manada, soyut olarak, soyut terimlerle
214
in after days
gelecek günlerde, ileriki günlerde, gelecekte
215
in after years
gelecek yıllarda, ileriki yıllarda, gelecekte
216
in all cases
her durumda, tüm davalarda
217
in all respects
her bakımdan, her açıdan, her yönden, her hususta
218
in alphabetical order
alfabetik olarak, alfabetik sıraya göre
219
in amazement
şaşkınlık içinde
220
in an attempt to do
yapmak amacıyla
221
in an upright position
dik bir pozisyonda, dik bir konumda, dik bir şekilde
222
in answer to
cevaben, cevap olara, karşılık olarak
223
in any shape or form
herhangi bir şekilde
224
in bad order
bozuk, düzensiz
225
in between
arada, arasında
226
in broad terms
genel anlamda
227
in business
faal, çalışır durumda olan, işleyen
228
in case of accident
kaza durumunda, kaza olması halinde
229
in case of emergency
acil durumda, acil bir durumda
230
in case of need
ihtiyaç hâlinde, ihtitaç duyulursa, gerektiğinde, gerekirse
231
in case of recurrence
tekrarlaması hâlinde, tekerrürü durumunda
232
in centuries past
geçmiş asırlarda, asırlar öncesinde
233
in charge
sorumlu, görevli, yetkili, vazifeli
234
in class
derste, ders sırasında
235
in complete disorder
karmakarışık, çok düzensiz/karışık
236
in days to come
ileride, gelecekte, gelecek günlerde
237
in debit
borçlu
238
in decline (= on the decline)
düşüşte, çöküşte, inişte
239
in default of
eksikliğinden, yokluğundan dolayı
240
in deference to
-e riayeten, saygıdan
241
in disorder
karışık, düzensiz; karışıklık/düzensizlik/dağınıklık içinde
242
in dispute
ihtilaflı, ihtilaf halinde; çözüme kavuşmamış
243
in doubt
kuşkulu, şüpheli, kesin olmayan
244
in error
yanlışlıkla, sehven
245
in every respect
her (bir) açıdan, her bakımdan, her yönden, her (bir) hususta
246
in every sense of the word
kelimenin tam anlamıyla; her açıdan, her yönden
247
in exchange
karşılığında, mukabil
248
in exchange for
-e bedel, karşılığında, bedel olarak
249
in existence
var olan, var
250
in expectation of
ümidyle, beklentisiyle
251
in extent
boyutunda, büyüklüğünde, ölçüsünde, uzunluğunda
252
in fives
beşerli, beşer, beşer beşer
253
in flight
uçuşta, uçmakta
254
in general terms
genel anlamda, genel hatlarıyla, genel manada
255
in good order
düzenli, derli toplu, düzgün, muntazam
256
in good shape
formda, iyi durumda
257
in high spirits
morali/keyfi yerinde
258
in its proper place
yerinde, yerli yerinde, doğru yerinde, kendi yerinde, olması gereken yerde
259
in liquid form
sıvı halde, sıvı şekilde
260
in love
âşık, sevdalı
261
in low spirits
neşesiz, morali bozuk
262
in many cases
birçok durumda, birçok vakada
263
in many respects
birçok bakımdan, birçok yönden, birçok hususta
264
in most cases
çoğu durumlarda, çoğu vakalarda
265
in motion
hareket hâlinde
266
in my humble opinion
naçizane fikrim, naçizane görüşüm, naçizane fikrimce
267
in my opinion
bence, fikrimce, bana kalırsa, bana göre
268
in my personal opinion
kişisel görüşüm, şahsi fikrim, kişisel düşünceme göre
269
in my view
fikrimce, kanatimce, kanımca, bence, bana göre
270
in need of repair
tamire muhtaç
271
in no particular order
belli bir sırada olmayan, belli bir sıraya göre olmayan
272
in one's absence
gıyabında, gıyaben, yokluğunda
273
in one's dream
rüyasında
274
in one's euphoria
coşku içinde, öfori durumunda, aşırı mutluluk içindeyken
275
in one's old age
yaşlandıkça, yaşlılığında, ileri yaşlarında
276
in one's younger days
gençliğinde, gençlik zamanında, gençlik günlerinde
277
in order
sırayla, sıralı, düzenli
278
in other cases
başka durumlarda, diğer vakalarda
279
in perfect condition
mükemmel durumda, kusursuz durumda
280
in places
yer yer, birçok yerde, bazı yerlerde
281
in previous years
önceki yıllarda, geçtiğimiz senelerde
282
in proportion
orantılı, orantılı olarak
283
in proportion to
-e oranla, nispeten, nazaran, orantılı olarak
284
in prospect
beklenen, umulan
285
in question
söz konusu, mevzubahis
286
in recent times
son zamanlarda
287
in recent years
son yıllarda, geçtiğimiz yıllarda
288
in reverse order
tersinden, ters sıradan
289
in scorching heat
kavurucu sıcakta
290
in season
mevsiminde, sezonunda, vaktinde
291
in shock
şokta, şok içinde
292
in short
kısaca, hülasa
293
in short supply
yetersiz, kıt
294
in similar cases
benzer durumlarda, benzer vakalarda
295
in some cases
bazı durumlarda, bazı hâllerde, bazı vakalarda
296
in spite of everything
her şeye rağmen/karşın
297
in spite of that
buna karşın/rağmen
298
in spite of this
buna karşın/rağmen
299
in stock
stokta olma, mevcut
300
in such cases
bu durumlarda, bu gibi durumlarda
301
in terms of quality
kalite bakımından, kalite açısından
302
in the Amazon region
Amazon bölgesinde, Amazonlar'da
303
in the absence of
gıyabında, yokluğunda, bulunmadığından
304
in the afternoon
öğleden sonra, ikindiyin, ikindiüstü
305
in the autumn
sonbaharda
306
in the beginning
ilk başta, ilk zamanlar, önceleri, başlarda
307
in the class
sınıfta
308
in the contrary case
aksi takdirde
309
in the correct order
doğru sırada
310
in the darkness
karanlıkta, karanlık içinde
311
in the distant past
uzak geçmişte
312
in the evening
akşamleyin
313
in the face of danger
tehlike karşısında
314
in the face of difficulties
zorluklar kaşısında
315
in the fall
sonbaharda
316
in the form of
-ın şeklinde, formunda, halinde
317
in the form of a pill
hap şeklinde
318
in the fullest sense of the word
kelimenin tam anlamıyla
319
in the habit of
alışkanlığında olmak
320
in the immediate future
çok yakın gelecekte
321
in the long term
uzun vadede, uzun dönemde
322
in the majority of cases
vakaların çoğunluğunda
323
in the medium term
orta vadede
324
in the middle of the night
gecenin yarısında, gecenin ortasında
325
in the middle of the road
yolun ortasında
326
in the morning
sabah, sabahleyin
327
in the name of God
Tanrı adına, bismillah; Tanrı aşkına, Allah aşkına
328
in the near future
yakın gelecekte
329
in the night
gece, geceleyin
330
in the not too distant future
çok uzak olmayan gelecekte, yakın gelecekte
331
in the past few days
geçen günlerde, son günlerde
332
in the present
şu anda, şimdiki zamanda, günümüzde
333
in the process of
-in sürecinde, işleminde
334
in the proximity of
-nın yakınında
335
in the public interest
kamu yararına, kamu çıkarına
336
in the rain
yağmurda
337
in the recent past
yakın geçmişte
338
in the shadow of
-ın/in gölgesinde
339
in the shape of
-ın/in şeklinde
340
in the short run
kısa sürede/vadede
341
in the short term
kısa vadede, kısa dönemde
342
in the space of
içinde, süresince, müddetinde
343
in the space of a day
bir gün içinde, bir günlük sürede
344
in the spring
ilkbaharda
345
in the street
sokakta, caddede
346
in the summer
yazın
347
in the traditional sense
geleneksel anlamda/manada
348
in the truest sense of the word
kelimenin tam anlamıyla; gerçek manada
349
in the whole wide world
dünyanın her yerinde
350
in the winter
kışın
351
in the wrong order
yanlış sırada
352
in these cases
bu durumlarda, bu (tür) vakalarda
353
in these days
bu günlerde, günümüzde
354
in this case
bu durumda, bu vakada
355
in this respect
bu bakımdan, bu açıdan, bu hususta, bu konuda
356
in those days
o günlerde, eski zamanlarda, geçmiş günlerde
357
in threes
üçüşer, üçüşerli, üçüşer üçüşer
358
in times of crisis
kriz zamanında, kriz zamanlarında
359
in times of plenty
bolluk zamanlarında, bolluk zamanında
360
in times of trouble
sıkıntılı zamanlarda, zor dönemlerde
361
in times past
eski zamanlarda, eskilerde, eskiden
362
in twos
ikişer, ikişerli, ikişer ikişer
363
in twos and fives
ikişerli beşerli, ikişerli ve beşerli
364
in vast numbers
çok büyük sayılarda
365
in vast quantities
çok büyük miktarlarda
366
in view
görünürde
367
in wonder
hayretle, şaşkınlıkla, hayret içinde
368
in word and deed
sözde ve eylemde, sözde ve amelde
369
in work
çalışan, iş hayatında olan
370
in years
yıllarca, yıllardır
371
in years past
geçmiş yıllarda, yıllar öncesinde
372
increase in value
değeri artmak, değerlenmek, değer kazanmak
373
intervention in the debate
tartışmaya karışma, tartışmaya dahil olma
374
just in case
ne olur ne olmaz, her ihtimale karşı
375
keep (in) order
düzeni sağlamak, disiplin sağlamak, düzeni korumak
376
keep in contact with
ile temas hâlinde olmak, ile irtibatı sürdürmek
377
keep in shape
formunu korumak
378
keep in the background
arka planda kalmak, kendini göstermemek
379
keep in touch (with)
(-ile) iletişimi/bağlantıyı/irtibatı koparmamak, iletişimde/temasta kalmak
380
keep in view
gözden kaybetmemek, göz önünde tutmak
381
keep order in the class
sınıfta disiplin sağlamak
382
keep the class in order
sınıfta disiplin sağlamak, sınıf düzenini sağlamak
383
lay in bed (under the cover)
yatağa uzanmak
384
let someone in on a secret
birini bir sırra dahil etmek, birini bir sırrı açıklamak
385
lie in ambush
pusuya yatmak
386
lie in ruins
harap olmak, mahvolmak, harap bir hâlde olmak
387
lie in wait
pusu kurmak, pusuda beklemek
388
live in abundance
bolluk içinde yaşamak
389
live in accommodation
bir yerde ikamet etmek, bir yerde yaşamak
390
live in permanent accommodation
kalıcı olarak ikamet etmek, daimi olarak bir yerde yaşamak
391
live in poverty
fakirlik içinde yaşamak, yoksulluk çekmek
392
live in rented accommodation
kiralık bir yerde yaşamak, kiralık bir evde ikamet etmek, kiralık bir konutta yaşamak
393
look straight in the eye
gözlerinin içine bakmak
394
look up in the dictionary
sözlüğe bakmak
395
make a decision in favour of
lehinde karar vermek
396
make a knot in the rope
ipe düğüm atmak, halata düğüm atmak
397
move in the direction
yönde hareket etmek, istikamette ilerlemek, yöne doğru gitmek
398
nod in agreement
başıyla onaylamak, başıyla tasdik etmek
399
nod wisely in agreement
bilgece başıyla onaylamak
400
not in the slightest
hiç, hiç de, zerre kadar
401
once in a blue moon
nadiren, kırk yılda bir
402
one in five
beşte biri
403
one in ten people
on kişiden biri, her on kişiden biri
404
one person in ten
on kişiden biri, kişilerin onda biri
405
paint in watercolour
sulu boya ile boyamak, sulu boya ile resim yapmak
406
participate in politics
siyasete katılmak
407
participate in talks
görüşmelere katılmak, müzakerelere katılmak
408
participate in the activity
etkinliğe katılmak
409
participate in the election
seçime katılmak
410
participate in the meeting
toplantıya katılmak
411
participate in the survey
ankete katılmak
412
pay in cash
nakit olarak ödemek, nakit ödemek, peşin ödemek
413
pay in dollars
dolarla ödemek, dolar olarak ödemek
414
perfect in every way
her yönden mükemmel
415
pierce a hole in leather
deride delik açmak
416
pierce a hole in wood
ahşapta delik açmak
417
place an ad in the newspaper
gazeteye reklam vermek, gazeteye ilan vermek
418
place faith in
-e inanç beslemek, -e inancı olmak, -e güven duymak, -e inanmak, -e güvenmek
419
preserve in brine
salamuraya yatırmak
420
proficiency in English
İngilizce yeterliliği
421
punch in one's stomach
karnına yumruk atmak
422
purchase in advance
önceden satın almak
423
put in order
düzenlemek, düzene koymak, sıraya sokmak, sıraya koymak
424
put one's life in order
hayatını düzene sokmak
425
put one's trust in
-e güvenmek, -e itimat etmek
426
put someone in contact with
-ile temasa geçirmek, -ile iletişime geçirmek
427
put something in motion
harekete geçirmek, başlatmak
428
put temptation in one's way
ayartmak, baştan çıkarmak, aklını çelmek, tahrik etmek, kışkırtmak, cezbetmek
429
read in the paper
gazetede okumak
430
reduce in size
(cismen, büyüklük, boyut) azalmak, düşmek
431
reduction in price
fiyat indirimi, fiyat düşüşü, fiyatta indirim
432
reduction in value
değer kaybı
433
reduction in wage
maaşta kesinti, maaşta düşüş, maaşı azaltma
434
remain in business
işe devam etmek, iş faaileyetini sürdürmek
435
remain in doubt
şüphede kalmak
436
remain in force
yürürlükte kalmak, geçerliliğini korumak
437
remain in office
görevde kalmak, görevine devam etmek
438
remain in place
yerinde kalmak, yürürlükte kalmak
439
remain in power
iktidarda kalmak
440
remain in the background
arka planda kalmak, kendini göstermemek
441
result in death
ölümle sonuçlanmak
442
rise in price
fiyatı yükselmek, fiyatında artış olmak
443
rise in rebellion
ayaklanmak, başkaldırmak
444
rise in value
değeri artmak, değerlenmek, değer kazanmak
445
rise/increase in importance
önemi artmak
446
roll in the mud
çamurda yuvarlanmak
447
set something in motion
harekete geçirmek, başlatmak
448
set the machine in motion
makineyi harekete geçirmek, makineyi çalıştırmak, makineyi başlatmak
449
set up in business
iş kurmak, iş yeri açmak
450
shoot in the chest
göğsünden vurmak
451
shoot in the face
yüzünden vurmak
452
shoot in the leg
bacağından vurmak
453
show interest in
ilgi göstermek, alaka göstermek
454
sit in a circle
daire şeklinde oturmak
455
sit in an upright position
dik bir pozisyonda oturmak, dik bir şekilde oturmak
456
sit in the armchair
koltukta oturmak
457
slap in the face
tokat atmak
458
speak fluently in English
İngilizce'de akıcı konuşmak, akıcı İngilizce konuşmak
459
speak in a loud voice
yüksek sesle konuşmak
460
speak in a whisper
fısıldayarak konuşmak
461
speak in an American accent
Amerikan aksanında konuşmak, Amerikan aksanıyla konuşmak
462
speak in favour of
-ın lehinde konuşmak
463
speak in public
kalabalık önünde konuşmak, halk/kamu önünde konuşmak, alenen konuşmak
464
stand in
-ın/in yerini almak, -e/a vekalet etmek
465
stand in line
kuyrukta durmak/beklemek
466
stare in opposite directions
zıt yönlere bakmak, aksi yönlere bakınmak
467
stay in a place
bir yerde kalmak, konaklamak
468
stay in accommodation
bir yerde konaklamak, bir yerde kalmak
469
stay in contact with
ile temas hâlinde kalmak, ile irtibatı devam ettirmek
470
stay in place
yerinde kalmak, aynı yerde durmak
471
stay in temporary accommodation
geçici olarak bir yerde kalmak, geçici olarak konaklamak
472
stay in the background
arka planda kalmak, kendini göstermemek
473
stay in touch (with)
(-ile) iletişim/bağlantı/irtibat hâlinde bulunmak, iletişimde/temasta kalmak
474
step in
karışmak, dahil olmak; içeri girmek
475
stick in
sokmak, batırmak, girmek
476
stick in one's mind
aklına takılmak, aklından çıkmamak
477
strains in the relationship
ilişkideki gerginlikler/zorluklar
478
surge in demand
talepte ani artış, talepte hızlı artış
479
swim in the lake
gölde yüzmek
480
swim in the pool
havuzda yüzmek
481
swim in the sea
denizde yüzmek
482
take a course in
kurs almak
483
take an avid interest in
çok meraklı/ilgili/hevesli olmak, aşırı meraklı/ilgili/hevesli olmak
484
take an interest in
-ile ilgilenmek, -e/a ilgi duymak/göstermek
485
take part in
-e katılmak, iştirak etmek
486
take pride in
-ile gurur duymak, iftihar etmek, övünmek
487
talk in a whisper
fısıltıyla konuşmak
488
talk in one's sleep
sayıklamak, uykusunda konuşmak
489
the position of women in society
kadının toplumdaki yeri, kadınların toplumdaki konumu
490
trust in god
tevekkül etmek, tanrıya inanmak
491
upsurge in interest
ilgi artışı, ilgideki ani artış
492
upsurge in prices
fiyat artışı, fiyatlardaki ani artış, fiyatlarda fırlama
493
upsurge in sales
satış artışı, satışlardaki ani artış, satışlarda fırlama
494
upsurge in tourism
turizm artışı, turizimdeki ani artış, turizm patlaması
495
upsurge in violence
şiddet artışı, şiddet olaylarında ani artış
496
upturn in sales
satışlarda yükselme, satışlarda iyileşme
497
upturn in the economy
ekonomide iyileşme, ekonomideki iyiye gitme, ekonomide toparlanma
498
vary in price
fiyatı farklı farklı olmak
499
vary in quality
kalitesi farklı farklı olmak
500
vegetables in season
mevsim sebzeleri
501
vote in
seçmek, lehte oy vermek
502
vote in favour of
lehinde oy vermek, -e oy vermek
503
wait in ambush
pusuda beklemek
504
wait in line
kuyrukta beklemek
505
wait in the airport
havalimanında beklemek
506
wake up in the morning
sabahleyin uyanmak, sabah kalkmak
507
walk hand in hand
el ele yürümek
508
walk in the direction
yönde yürümek, istikamette yürümek, yöne yürümek, tarafa yürümek
509
walk in the door
kapıdan içeriye yürümek, (yürüyerek) kapıdan içeri girmek
510
walk-in wardrobe
giyinme odası
511
watch in amazement
hayretler içinde izlemek, şaşkınlık içinde seyretmek
512
watch in disbelief
güvensizlik içinde izlemek, şüphe içinde seyretmek, inanmayarak izlemek
513
watch in horror
korku içinde izlemek, dehşet içinde seyretmek
514
watch in silence
sessizce izlemek, ses çıkarmadan seyretmek
515
wear flowers in one's hair
saçına çiçek takmak
516
weave in and out of the traffic
trafikte makas atmak, makas atarak gitmek
517
work in the marketing department
pazarlama bölümünde çalışmak
518
wrap in a blanket
bohçalamak, battaniyeye sarmak
519
wrap in foil
folyaya sarmak
520
wrap in newspaper
gazeteye sarmak
521
wrap in paper
kağıda sarmak, paketlemek
522
wrap in plastic
plastiğe sarmak, plastikle paketlemek
523
wrap meat in foil
eti folyoya sarmak, eti folyoyla sarmak
524
write in capitals
büyük harflerle yazmak
525
write in ink
mürekkep ile yazmak
526
write in pen
kalemle yazmak
527
write in pencil
kurşun kalemle yazmak
528
write in plain English
sade bir İngilizce ile yazmak, sade bir İngilizce'de yazmak
Phrase
© 2021 bilexis. All rights reserved.