at
Preposition
1
used to show location or position
(konum belirtmede kullanılır) -de/da
  • I met her at the library.
  • She saw me at the hospital.
  • There's someone at the door.
  • She was standing at the corner of the street.
  • I'm staying at a hotel.
  • He was sitting at the table.
  • Many people gathered at the wedding.
  • They are waiting at the entrance.
  • They arrived late at the airport.
2
used to show the time or age
(zamanı/yaşı göstermede kullanılır) -de/da
  • I'll leave at 4 o'clock.
  • I woke her up at dawn.
  • at dawn/noon/sunset/night
  • I'm busy at the moment.
  • I didn't notice at the time of working (= when I work).
  • I got married at 30.
  • He began to work at the age of 25.
3
in the direction of something or someone
-e/a, -e/a doğru
  • Why are you looking at me?
  • He pointed the gun at the target.
  • He was very angry at his brother.
  • Don't lough at him!
4
used to show the cause or source of something
-e/a, den dolayı
  • He was surprised at the results.
  • I was annoyed at her carelessness.
5
used to show a situation or condition
(bir durumu belirtmede kullanılır) -de/da
  • The country was at war last year.
  • Their team is at a disadvantage.
6
used to show a rate, degree, speed, etc.
(hız, oran vb. belirtmede kullanılır) -de/da
  • He was driving at 120 km/h.
  • I bought a skirt at $60.
  • Water boils at 100 degrees Celsius.
7
used to show an activity, especially how well you do something
(bir etkinliği belirtmede kullanılır) -de/da
  • Children are at play (= children are playing).
  • She's good at (playing) chess (= she plays chess well).
  • I'm good at English.
Collocations
1
accelerate at an alarming rate
endişe verici oranda hızlanmak
2
aim at a target
hedefe nişan almak
3
all at once
aniden, birden, ansızın, birden birdenbire
4
arrive at a conclusion
sonuca varmak, neticeye varmak
5
arrive at a decision
karara varmak
6
arrive at an agreement
anlaşmaya varmak, anlaşmaya ulaşmak
7
at a fast pace
hızla, hızlı tempoda
8
at a fearful rate
korkunç oranda, korkutucu miktarda
9
at a gentle pace
yavaş bir tempoda, haifi bir hızla, aheste
10
at a glance
bir bakışta
11
at a high rate
yüksek hızla, yüksek oranda
12
at a leisurely pace
yavaş bir tempoda, acele etmeden, aheste aheste
13
at a local and regional level
yerel ve bölgesel düzeyde, yerel ve bölgesel seviyede
14
at a single stroke
bir hamlede/vuruşta, bir anda, aniden
15
at a slow pace
yavaş tempoda, yavaş bir hızla
16
at a slow rate
yavaş hızda, yavaş hızla
17
at a steady pace
sabit bir hızla, değişmeyen bir tempoda
18
at a stroke
bir hamlede/vuruşta, bir anda, aniden
19
at a tremendous rate
çok büyük oranda, devasa miktarda
20
at an alarming rate
endişe verici oranda, ürkütücü miktarda
21
at an exponential rate
katbekat, kat kat, katlayan bir oranda
22
at close range
yakın mesafeden
23
at every opportunity
her fırsatta
24
at fault
kabahatli, hatalı, suçlu, sorumlu
25
at first glance
ilk bakışta
26
at first sight
ilk görüşte
27
at home and abroad
içeride ve dışarıda, yurt içinde ve yurt dışında
28
at irregular intervals
düzensiz aralıklarda, düzensiz aralıklarla
29
at last
sonunda, en sonunda, nihayet
30
at night
gece, geceleyin
31
at once
hemen, derhal, birden, aniden
32
at one stroke
bir hamlede/vuruşta, bir anda, aniden
33
at one's own expense
kendi parasıyla, kendi hesabına
34
at one's request
birinin isteği/talebi/ricası üzerine
35
at present
şu an, şu anda, şimdi, şu ara, şu sıra, şu sıralar
36
at regular intervals
düzenli aralıklarla, belli aralıklarda
37
at table
sofrada
38
at that precise moment
tam o anda, tam bu sırada
39
at the beginning (of)
(-nın) başında, başlarında, başlangıcında
40
at the beginning of the century
yüzyılın başında, yüzyılın başlarında
41
at the beginning of the month
ay başında
42
at the beginning of the year
yıl başında
43
at the break of dawn
sabahın köründe, şafak sökümünde
44
at the earliest opportunity
ilk fırsatta
45
at the present time
şu anda, hâlihazırda, bugünlerde, günümüzde
46
at the request of someone
birinin isteği/talebi/ricası üzerine
47
at the sight of
görünce, görür görmez
48
at the start of the year
yılın başında, yılın başlarında
49
at this time of night
gecenin bu saatinde, gece gece
50
at vast expense
çok büyük masrafla
51
at whim
kaprisle, hevesle
52
be angry at/with
-e kızmak
53
be at an advantage
avantajlı durumda olmak, üstün olmak
54
be at the top of the agenda
gündemin ilk sırasında olmak, gündemin birinci maddesi olmak
55
be at the top of the class
sınıf birincisi olmak
56
be at the top of the list
liste başı olmak, öncelikli olmak
57
be at the top of the tree
mesleğinin en yüksek derecesinde/mevkisinde olmak
58
be vexed at
-e canı sıkılmak, kırılmak, kızmak, sinirlenmek
59
children at age 6 and above
6 yaş ve üstü çocuklar, 6 yaşındaki ve üstündeki çocuklar
60
direct criticism at
-e eleştiri yöneltmek
61
drive at 50 miles per hour
saatte 50 mil hızla gitmek
62
drive at a steady speed
sabit hızla gitmek, sabit hızla araba sürmek
63
dump nuclear waste at sea
nükleer atığı denize dökmek, nükleer atığı denize boşaltmak
64
fly at low altitude
alçak irtifada uçmak
65
get at the truth
gerçeğe ulaşmak/erişmek
66
go at a fast pace
hızla gitmek, hızlı tempoda gitmek
67
graduate at the top of the class
birincilikle mezun olmak
68
have a shot at
denemek
69
have an account at a bank
bankada hesabı olmak
70
hold an account at a bank
bankada hesabı olmak
71
if at all possible
mümkün mertebe, mümkün olabildiğince
72
knock on/at the door
kapıyı çalmak
73
late at night
gece geç saatlerde, gece geç saatte
74
lay at anchor
demirlemek
75
place at risk
riske atmak, tehlikeye atmak, riske sokmak
76
register at a hotel
otele kayıt yapmak
77
register at a school
okula kayıt yapmak, okula kaydolmak
78
register at an university
ünüversiteye kayıt yapmak, üniversiteye kaydolmak
79
run at a slow pace
yavaş tempoda koşamak
80
scream at the top of one’s voice
avaz avaz bağırmak, avazı çıktığı kadar bağırmak, bas bas bağırmak
81
sell at a profit
kârla satmak, kâr elde ederek satmak
82
set at ease
rahatlatmak, içini ferahlatmak, yatıştırmak, teskin etmek,içine su serpmek
83
set one's mind at ease
içini rahatlatmak, içine su serpmek, hafifletmek
84
shoot at a target
hedefe ateş etmek
85
shoot at close range
yakın mesafeden vurmak, yakın mesafeden ateş etmek
86
shout at the top of one's voice
avaz avaz bağırmak, avazı çıktığı kadar bağırmak, bas bas bağırmak
87
stick at
sebat etmek, yapmaya devam etmek
88
study at high school
lisede okumak
89
study at university
üniversitede okumak
90
take a look at
-e/a göz atmak, bakmak
91
take a shot at
-e/a (bir el) ateş etmek, silah atmak; -i denemek
92
travel at 50 miles per hour
saatte 50 mil hızla gitmek, saatte 50 mil hızla seyretmek
93
wait at the station
durakta beklemek, garda/otogarda beklemek
94
walk at a fast pace
hızla yürümek, hızlı tempoda yürümek
95
young at heart
kalbi genç, kendini genç hisseden, ihtiyar delikanlı, ruhu genç
© 2021 bilexis. All rights reserved.