take
Verb
1
[Transitive]to carry or move something from one place to another
almak, getirmek, götürmek
  • take sthDid you take my bag?
  • take sth with youTake your umbrella with you.
2
[Transitive]to move or lead someone from one place to another
götürmek, refakak etmek, yol göstermek
  • take sbI can take you by car.
  • take sb to sthI'll take the kids to the park.
  • take sb for sthThe guide will take us for a city tour.
3
[Transitive]to bring something or someone into a particular state or place
götürmek, taşımak
  • The dictator had taken the country to war.
  • His talent took him to the top of his profession.
4
[Transitive]to hold someone or something, especially with your fingers, arms, etc.
tutmak, almak
  • He took the pen and signed.
  • Can you take the baby for a moment?
5
to accept or receive something
kabul etmek, almak, üstlenmek
  • He never takes my advice.
  • He took the job two years ago.
  • I take full responsibility for the task.
6
[Transitive]to get something
almak, ele geçirmek
  • Someone has taken (= steal ) my wallet.
  • The whole village is taking water from the river.
7
[Transitive]to capture someone or get control of something by force
(zorla) almak, ele geçirmek, zapt etmek
  • take sthThe rebels took the town.
  • take sb + nounThey took him prisoner.
8
+ adv/prep[Transitive]to remove something
çıkarmak
  • His name was taken off the list.
  • He took an envelope from his bag.
9
[Transitive]to need or use up a particular amount of time
(zaman) almak, sürmek
  • take sth (to do sth)It takes two hours to get there.
  • It took my three hours to finish the task.
10
to photograph someone or something
(fotoğraf) çekmek
  • Can you take a picture of me?
  • He took many photographs of the event.
11
[Transitive]to perform a particular action or task
(belli bir eylemi) yapmak, etmek
  • Please take a seat (= sit down).
  • I take a shower everyday.
  • He took a deep breath and continued.
12
[not used in the progressive tenses]to understand or consider something in a particular way
düşünmek, anlamak
  • take sthI can't take him seriously.
  • take sth as sthI take your words as a compliment.
  • take sth to do sthI took his comments to mean that he likes you.
13
to eat, drink or swallow something, usually a medicine
yemek, içmek, yutmak
  • Take this drug and sleep.
  • Do you take milk in your coffee?
14
[Transitive]to choose, buy or rent something
(satın) almak, tutmak, seçmek
  • I like this shirt, I'll take it.
  • I took a room at the hotel for five nights.
15
[Transitive]to measure something
ölçmek, ölçüsünü almak
  • The nurse took my temperature.
  • Have you taken other measurements?
16
[Transitive]to write something down
not etmek, yazmak
  • Did you take notes in the lecture?
17
[Transitive]to have a particular feeling or opinion
(bir hisse/fikre) sahip olmak
  • I took a dislike to him.
  • He took an interest in history.
18
[Transitive]to use as a means of transport to go somewhere
(bir araç) ile gitmek, tutmak
  • to take a taxi/plane
  • I usually take the bus to work.
19
[Transitive]to use a particular path or road
(yoldan) gitmek, (yola) sapmak
  • to take route/path
  • I took the shortest road to the lake.
20
[Transitive]to subtract
çıkarmak
  • If you take 5 from 22 you get 17.
  • Add the numbers together and take away six.
21
[Transitive]to hold or contain a particular quantity
almak, içermek
  • The bottle can take 2 litres.
  • The plane takes 600 passengers.
Collocations
1
(accident) take place
kaza olmak, kaza meydana gelmek
2
(plane) to take off
(uçak) kalkmak, havalanmak
3
(seats) be taken
oturacak yerler dolu olmak
4
be taken to hospital
hastaneye kalıdırılmak
5
not to take any notice
dikkate almamak, umursamamak, önemsememek
6
take a bath
banyo yapmak, yıkanmak
7
take a bite
ısırık almak
8
take a bite of
-den bir ısırık almak
9
take a boat trip
tekne gezisine çıkmak
10
take a break
mola/ara vermek
11
take a breath (single action)
nefes almak
12
take a bribe
rüşvet almak
13
take a bullet
kurşun yemek, kurşun almak, vurulmak
14
take a chemistry course
kimya dersi almak, kimya dersi görmek
15
take a circuitous route
dolambaçlı bir yoldan gitmek, dolambaçlı bir yoldan gelmek, dolaşarak gitmek, dolanarak gelmek
16
take a class
ders almak
17
take a course in
kurs almak
18
take a decision
karar vermek, karar almak
19
take a deep breath
derin bir nefes almak
20
take a dislike to
-den soğumak, hoşlanmamaya başlamak
21
take a drink
içmek, içecek almak
22
take a flat
daire almak, daire tutmak, daire kiralamak
23
take a fortress
kaleyi almak, kaleyi ele geçirmek
24
take a fresh look
yeniden bakmak, yeniden göz atmak, yeni bir bakışla incelemek
25
take a glance
göz atmak, göz gezdirmek
26
take a holiday
tatil yapmak
27
take a hotel room
otel odası tutmak
28
take a job
işi almak, işi kabul etmek
29
take a journey
yolculuk yapmak
30
take a leap
sıçramak, atlamak
31
take a left
sola dönmek, sola sapmak
32
take a look at
-e/a göz atmak, bakmak
33
take a measurement
ölçü almak, ölçmek
34
take a minute
bir dakika almak, bir dakika sürmek
35
take a nap
kestirmek, şekerleme yapmak
36
take a note
not almak
37
take a photo
foto çekmek, fotoğraf çekmek
38
take a photograph
fotoğraf çekmek
39
take a pill
hap almak, hap içmek
40
take a position
pozisyon almak, tavır almak, tutum sergilemek, taraf seçmek
41
take a present
hediye almak, hediye getirmek
42
take a preventive measure
önleyici tedbir almak
43
take a private lesson
özel ders almak
44
take a promise
(birinden) söz almak
45
take a punch
yumruk yemek, yumruk almak
46
take a rest
dinlenmek
47
take a right
sağa dönmek, sağa sapmak
48
take a risk
risk almak, riske girmek
49
take a route
rota izlemek, yol almak, bir yoldan gelmek, bir yoldan gitmek
50
take a seat
oturmak,
51
take a short cut
kestirmeden gitmek
52
take a shot at
-e/a (bir el) ateş etmek, silah atmak; -i denemek
53
take a smell
koku almak
54
take a stance
tutum/tavır takınmak, almak
55
take a stand
tavır almak/takınmak, tutum belirlemek, saf/taraf tutmak
56
take a stand against
-e/a karşı tavır almak/takınmak, tutum belirlemek, saf/taraf tutmak
57
take a statement
ifade almak
58
take a step
adım atmak, ilerlemek, atılmak, girişmek
59
take a stroll
dolaşmak, gezinmek
60
take a taxi
taksi tutmak/çevirmek, taksiye binmek
61
take a ticket
bilet almak
62
take a tooth
diş çekmek
63
take a tough line
katı/sert davranmak
64
take a tough stance
sert bir tutum/tavır takınmak, katı bir duruş sergilemek, dik durmak
65
take a train
trene binmek, trenle gitmek
66
take a trip
gezintiye çıkmak, gezmek, gezmeye çıkmak/gitmek
67
take a trip around a bay
koyun etrafını gezmek, koyun etrafında bir gezinti yapmak
68
take a vacation
tatil yapmak, tatile çıkmak
69
take a vote
oylama yapmak, seçime gitmek
70
take a vow
yemin etmek, ant içmek
71
take a walk
yürüyüş yapmak, dolaşmak
72
take action
harekete/eyleme geçmek, adım atmak
73
take advantage of
-den faydalanmak, yararlanmak, istifade etmek
74
take advantage of an opportunity
fırsattan yararlanmak
75
take advantage of the situation
durumdan faydalanmak/yararlanmak
76
take advice
tavsiye almak, nasihat almak
77
take aim
nişan almak, hedef almak
78
take along
yanına almak, yanında getirmek, yanında götürmek
79
take an aspirin
aspirin almak
80
take an attitude
tavır almak, tutum takınmak, duruş takınmak
81
take an avid interest in
çok meraklı/ilgili/hevesli olmak, aşırı meraklı/ilgili/hevesli olmak
82
take an award
ödül almak
83
take an exam
sınava girmek
84
take an interest in
-ile ilgilenmek, -e/a ilgi duymak/göstermek
85
take an offer
teklifi kabul etmek
86
take an order
sipariş almak, emir almak
87
take appropriate action
uygun adımları atmak, doğru şeyleri yapmak
88
take as a compliment
iltifat olarak almak, iltifat olarak kabul etmek
89
take as an insult
hakaret olarak almak, hakaret saymak, hakaret kabul etmek
90
take away
götürmek, uzaklaştırmak, uzağa götürmek, çıkarmak
91
take by the hand
elinden tutmak
92
take captive
esir almak, tutsak almak
93
take captive
esir almak
94
take charge
sorumluluğu/görevi üstlenmek, başına geçmek
95
take charge of the business
işin başına geçmek, işin yönetimini ele almak
96
take charge of the company
şirketin başına geçmek, şirketin yönetimini ele almak
97
take charge of the farm
çiftliğin başına geçmek, çiftliğin idaresini ele almak
98
take control
yönetimi ele geçirmek, kontrolü ele almak, el koymak
99
take decisive action
kararlı adımlar atmak, kararlı bir şekilde eyleme geçmek
100
take delight (in doing)
(yapmaktan) zevk/haz/keyif almak
101
take drugs
uyuşturucu almak, uyuşturucu kullanmak
102
take exception to
karşı çıkmak, itiraz etmek
103
take first place
birinci olmak, birinciliği almak
104
take flight
uçmak, uçmaya başlamak
105
take form
şekil almak, biçim almak, şekillenmek, biçimlenmek, şekle bürünmek, biçime bürünmek
106
take hostage
rehin almak
107
take illicit substances
yasa dışı maddeler almak, illegal maddeler kullanmak
108
take initiative
inisiyatif almak, inisiyatif ele geçirmek
109
take into custody
gözaltına almak, nezarete almak, tutuklamak
110
take it the wrong way
yanlış anlamak
111
take literally
harfi harfine anlamak, harfiyen anlamak
112
take measure
önlem almak, tedbir almak
113
take money
para almak, para gerektirmek
114
take no notice
dikkate almamak, umursamamak, önemsememek
115
take notice of
dikkate almak, önemsemek, farkına varmak
116
take offence
darılmak, gücenmek, alınmak
117
take office
göreve gelmek, göreve başlamak
118
take one's advice
tavsiyesini almak, sözünü dinlemek
119
take one's blood pressure
kan basıncını ölçmek
120
take one's hand
elini tutmak
121
take one's life
canını almak
122
take one's own life
kendi canına kıymak, kendini öldürmek
123
take one's place
yerini almak, yerine geçmek
124
take one's point
derdini anlamak, meramını anlamak, dediğini anlamak, demek istediğini anlamak, parmak bastığı konuyu anlamak
125
take one's pulse
nabzını ölçmek
126
take one's temperature
ateşini ölçmek
127
take one's weight
ağırlığını kaldırmak
128
take out accident insurance
kaza sigortası yaptırmak
129
take over the company
şireketi devralmak, şirketin yönetimini ele almak
130
take part in
-e katılmak, iştirak etmek
131
take particular care
özel ilgi göstermek, özellikle dikkat etmek
132
take pleasure
zevk almak, keyif almak, haz almak
133
take possession of
-i ele geçirmek, -nın sahibi olmak, -nın mülkiyetini almak
134
take power
iktidarı ele geçirmek, gücü ele almak, yönetime el koymak
135
take pride in
-ile gurur duymak, iftihar etmek, övünmek
136
take priority over
-den öncelikli olmak, -den önce gelmek
137
take prisoner
esir almak, tutsak etmek; tutklamak
138
take prisoner
esir almak, tutsak almak
139
take responsibility
sorumluluk almak/üstlenmek
140
take second place
ikinci olmak, ikinciliği almak
141
take seriously
ciddiye almak, kale almak
142
take shape
biçimlenmek, şekillenmek, biçim almak
143
take shelter
barınmak, sığınmak
144
take sick
hastalığa yakalanmak, hasta olmak
145
take someone aside
birini kenara çekmek
146
take someone to court
mahkemeye vermek
147
take something as a reference
referans olarak almak, referans almak
148
take something as an example
örnek olarak almak, örnek almak
149
take something as proof
kanıt olarak almak, kanıt kabul etmek, delil almak
150
take something to court
mahkemeye taşımak, mahkemeye götürmek
151
take something to pieces
parçalara ayırmak, sökmek
152
take the blame
suçu üstlenmek, sorumluluğu üstlenmek
153
take the call
telefona cevap vermek, çağrıyı cevaplamak
154
take the chance
şans yakalamak, şans elde etmek, fırsat yakalamak
155
take the consequence
sonucuna katlanmak, sonucunu göze almak
156
take the delivery
teslim almak
157
take the dog for a walk
köpeği yürüyüşe çıkarmak, köpeği gezdirmek
158
take the flu
grip olmak, gribe yakalanmak
159
take the form of
-in şeklini almak, biçimini almak, formunu almak
160
take the initiative
önayak olmak, öncülük etmek, ilk adımı atmak, önce davranmak
161
take the motor apart
motoru sökmek, parçalara ayırmak
162
take the name
ismini almak, adını almak
163
take the name Robert
Robert ismini almak, Robert adını almak
164
take the opportunity
fırsatı yakalamak, fırsatı elde etmek, fırsatı değerlendirmek
165
take the road
yoldan gitmek, yola girmek/sapmak
166
take the shape of
-ın/in şeklini almak, biçimini almak
167
take the shortest route
en kısa rotayı izlemek, en kısa yoldan gitmek, en kısa yoldan gelmek
168
take the strain
yükü almak, yükü kaldırmak
169
take the toll
yoklama yapmak, yoklama almak
170
take the view
düşünmek, benimsemek, inanmak
171
take time
zaman almak, zaman istemek, vakit almak, zaman gerektirmek
172
take to the streets
sokaklara dökülmek, sokaklara çıkmak
173
take trouble
zahmet etmek, zahmete girmek, zahmete katlanmak
174
take up position
yerini almak, yerine geçmek, pozisyon almak
175
take up space
yer kaplamak
176
take up the challenge
zorluğu kabullenmek, zorluğu üstlenmek, zorluğun üstesinden gelemeye başlamak
177
take with you
yanına al, beraberinde getir, beraberinde götür
178
take your foot off the accelerator
ayağını gazdan çekmek
179
taken all together
hepsi birlikte ele alındığında, düşünüldüğünde
180
taken together
birlikte ele alındığında, düşünüldüğünde
© 2021 bilexis. All rights reserved.