have
Verb
[Transitive]
1
to own or possess something; to possess a particular quality or feature
sahip olmak
  • She has got blue eyes.
  • Have you got a new car?
  • We have a beautiful house.
2
to give birth to a baby
(bebeği) olmak, doğum yapmak
  • She's going to have a baby.
  • She had a baby girl yesterday.
3
to cause something to happen
yaptırtmak
  • The movie had her crying.
4
to eat, drink or smoke something
yemek, içmek, yapmak
  • to have breakfast/lunch
  • I'll have the salmon for dinner.
5
to include or contain something or someone
sahip olmak, kapsamak
  • April has 30 days.
  • The club has 500 members.
6
used to say that something is available, obliged or needed to do
sahip olmak
  • Have you got time to visit me?
  • Call me when you have a chance.
7
to experience something
geçirmek, tecrübe etmek
  • We had a good time.
  • I was having difficulty in doing the task.
8
to suffer from an illness
(hasta) olmak, (acı/ızdırap) çekmek
  • I've got a headache.
  • I've got a cold.
9
to perform a particular action
belli bir işi yapmak
  • I had a swim (= swam) in the pool.
  • I need to have a shower (= take a shower).
  • We can have a party (= organize/hold) on saturday.
  • When can we have breakfast/lunch/dinner (= eat)?
  • I had a cigarette (= smoke) outside.
  • She's going to have a baby (= give birth to a baby).
Auxiliary Verb
1
used with the past participle to form perfect tenses
geçmiş zaman yapısında kullanılır
  • Have you seen John?
  • I have done my homework.
  • She had left before I got there.
  • He's already gone.
Collocations
1
have a baby
bebeği olmak, çocuğu olmak, doğum yapmak
2
have a bad fall
kötü düşmek, kötü bir şekilde düşmek
3
have a bad press
basında kötü yer almak, basında kötülenmek, basında kötü haberler çıkmak
4
have a bad temper
sinirli olmak, huzsuz olmak
5
have a banquet
ziyafet vermek
6
have a basis
dayanağı/zemini/temeli olmak
7
have a bath
banyo yapmak, yıkanmak
8
have a bone to pick with someone
biriyle görülecek hesabı olmak
9
have a break
mola/ara vermek
10
have a breakdown
sinir bozukluğu yaşamak, sinir buhranı geçirmek
11
have a busy day
yoğun bir gün geçirmek, zor bir gün geçirmek, yorucu bir gün geçirmek
12
have a chance
şansı olmak, fırsatı olmak, ihtimali olmak
13
have a cigarette
sigara içmek
14
have a cold
nezle olmak, üşütmek
15
have a cry
ağlamak
16
have a cup of coffee
bir fincan kahve içmek, bir bardak kahve içmek
17
have a cup of tea
bir bardak çay içmek
18
have a deal
anlaşmak
19
have a different opinion
farklı görüşe sahip olmak, ayrı fikri olmak
20
have a difficult time
zor zaman geçirmek, zor zmanlar geçirmek
21
have a disability
sakatlığı olmak, özrü olmak, engeli olmak
22
have a disease
hastalığı olmak, hasta olmak
23
have a dispute
ihtilafa düşmek, tartışmak
24
have a doubt
şüphesi olmak, şüphe duymak
25
have a dream
rüya görmek
26
have a drill
delmek, delik açmak, delgi yapmak
27
have a drink
içmek, içecek almak
28
have a fall
düşmek, düşüş yaşamak
29
have a feeling
hissi olmak, duygusu olmak, hissine kapılmak, içine doğmak
30
have a fever
ateşi olmak
31
have a field day
başarılı/iyi/hoşça bir gün geçirmek
32
have a fit
fenalaşmak, fenalık geçirmek, tepesi atmak, çok kızmak
33
have a glance
göz atmak, göz gezdirmek
34
have a good cry
iyice ağlamak
35
have a good press
basında iyi yer almak, basında beğenilmek, basında iyi haberler çıkmak
36
have a good time
iyi zaman geçirmek, hoşça vakit geçirmek
37
have a great time
harika vakit geçirmek, çok iyi zaman geçirmek
38
have a habit
alışkanlığı olmak
39
have a habit of reading
okuma alışkanlığı olmak
40
have a haircut
saç kestirmek, saçını kestirmek, tıraş olmak
41
have a hard time
zor zaman geçirmek, zor zamanlar geçirmek
42
have a heart attack
kalp krizi geçirmek
43
have a heart-to-heart talk
dertleşmek, içini dökmek
44
have a holiday
tatil yapmak
45
have a journey
yolculuk yapmak, seyahat yaşamak, yolculuk geçirmek
46
have a letter
mektup almak, mektubu olmak
47
have a limp
aksaklığı olmak, aksayarak yürümek, aksamak
48
have a lisp
peltek olmak, peltek konuşmak
49
have a long day
zor bir gün geçirmek, yoğun bir gün geçirmek, yorucu bir gün geçirmek
50
have a look
bakmak, göz gezdirmek, bakınmak
51
have a meeting
toplantısı olmak; toplantı yapmak
52
have a mind of one's own
kendi aklı olmak, kendi fikirleri olmak
53
have a nap
kestirmek, şekerleme yapmak, uyumak
54
have a pain
ağrısı olmak, acısı olmak, ağrımak, acımak
55
have a party
parti vermek, parti yapmak
56
have a problem
sorun yaşamak, problemi olmak
57
have a public banquet
halka açık ziyafet vermek
58
have a quarrel
tartışmak, ağız dalaşı yapmak, atışmak
59
have a quick temper
çabuk öfkelenmek, hemen sinirlenmek
60
have a reputation for
-ile ünlü olmak
61
have a rotten day
berbat bir gün geçirmek
62
have a rough day
kötü/zor bir gün geçirmek
63
have a row
tartışmak, ağız dalaşı yapmak
64
have a runny nose
burnu akmak
65
have a sandwich
sandviç yemek, sandviç almak
66
have a scrub
ovmak
67
have a season
dönem geçirmek, sezon geçirmek
68
have a short temper
çabuk öfkelenmek, hemen sinirlenmek
69
have a shot at
denemek
70
have a shower
duş almak, duş yapmak
71
have a snooze
kestirmek, şekerleme yapmak, uyumak
72
have a sore throat
boğazı ağrımak
73
have a steady relationship
düzenli/tutarlı ilişkisi olmak
74
have a stiff neck
boynu tutulmak
75
have a stomach upset
midesi bozulmak, mide fesadı geçirmek
76
have a stretch
gerinmek, esnemek
77
have a stroke
inme inmek, inme/felç geçirmek
78
have a sudden thought
aklına gelmek
79
have a suspicion
şüphelenmek, kuşku duymak
80
have a talk
konuşmak, görüşmek, sohbet etmek
81
have a taste
tadına bakmak, tatmak
82
have a temperature
ateşi olmak, ateşi çıkmak
83
have a thought
düşüncesi olmak
84
have a traffic accident
trafik kazası yapmak
85
have a trial
yargılanmak
86
have a trip
seyahat etmek
87
have a trip
seyahat etmek, gezi yapmak, yolculuk geçirmek
88
have a try
denemek
89
have a turnout
katılım olmak, katılım gerçekleşmek, katılımcı oranına sahip olmak
90
have a vacation
tatil yapmak
91
have a view
görüş sahibi olmak, fikri olmak
92
have a voice
söz sahibi olmak
93
have a vote
oylama yapmak, seçime gitmek
94
have a walk
yürüyüş yapmak, yürümek
95
have a wash
yıkanmak, yıkamak
96
have a word
konuşmak, söz etmek
97
have a workout
antrenman yapmak, egzersiz yapmak, idman yapmak
98
have a worried look on one's face
yüzünde endişeli bir ifade olmak
99
have absences
devamsızlık yapmak, gelmemek, katılmamak, gitmemek, ara vermek
100
have access
erişimi olmak, erişim izni olmak, erişim hakkına sahip olmak, erişim imkanı olmak, erişebilmek
101
have an abortion
kürtaj olmak, düşük yapmak, çocuk düşürmek, kürtaj yaptırmak, çocuk aldırmak
102
have an accident
kaza yapmak, kaza geçirmek
103
have an account at a bank
bankada hesabı olmak
104
have an account with a bank
bankada hesabı olmak
105
have an advantage
avantajlı olmak, avantajı olmak, üstün olmak
106
have an advantage over
-den daha fazla avantajlı durumda olmak, -e karşı avantajlı olmak
107
have an adventure
macera yaşamak
108
have an affair with
-ile aşk ilişkisi yaşamak, ilişkisi olmak
109
have an appointment
randevusu olmak
110
have an attack
atak geçirmek, kriz geçirmek, nöbet geçirmek
111
have an effect
etkisi olmak
112
have an exam
sınav olmak, sınavı olmak
113
have an idea
fikri olmak, fikir edinmek
114
have an illness
hastalığı olmak, hastalanmak, hastalık geçirmek
115
have an objective
amacaı olmak, hedefi olmak
116
have an obligation
yükümlü olmak, sorumlu olmak, zorunda olmak
117
have an opinion
fikir sahibi olmak, bir görüşü olmak, düşüncesi olmak
118
have an opportunity
fırsatı olmak, imkânı olmak
119
have bad news
kötü haber almak, kötü haberleri olmak
120
have breakfast
kahvaltı yapmak, kahvaltı etmek
121
have consequences
sonuçları olmak, sonuçlar doğurmak
122
have contact with
ile teması olmak, ile temasa geçmek, ile irtibat kurmak, ile iletişime geçmek
123
have control over
-de kontrolü olmak, -e egemen olmak, üzerinde denetim gücüne sahip olmak
124
have day off
izinli olmak, işten bir gün izin almak
125
have difficulty
zorluk yaşamak, zorluk çekmek, sıkıntı çekmek
126
have dinner
akşam yemeği yemek
127
have exposure
maruz kalmak
128
have flu
grip olmak, nezle olmak
129
have good news
iyi haber almak, iyi haberleri olmak
130
have good vision
iyi görüşü olmak, iyi görmek
131
have impeccable taste in
-de kusursuz zevk sahibi olmak, -de mükemmel zevk sahibi olmak
132
have importance
önemli olmak, önem arzetmek
133
have lunch
öğle yemeği yemek
134
have mercy
merhamet etmek, bağışlamak, rahmet etmek
135
have missing
eksiği olmak
136
have no accommodation
kalacak yeri olmamak
137
have no choice
seçeneği olmamak, çaresi olmamak
138
have no other choice
başka seçeneği olmamak, başka çaresi olmamak
139
have no quarrel with
-e/a itiraz etmemek, karşı çıkmamak
140
have no regrets
üzülmemek, pişmanlığı olmamak
141
have one's ears pierced
kulaklarını deldirmek, kulağını deldirmek
142
have one's hair cut
saçını kestirmek
143
have permission
izni olmak
144
have pity
acımak, merhamet göstermek
145
have power over
-de gücü olmak, üzerinde güç sahibi olmak
146
have pressure
baskı almak
147
have pride
gurulanmak, övünmek
148
have priority over
-den öncelikli olmak
149
have respect for
-e saygı duymak, saygı beslemek
150
have room for
için yer olmak, için alan olmak
151
have sex
seks yapmak, sevişmek, yatmak
152
have sexual relations
ilişkiye girmek, cinsel ilişkide bulunmak
153
have someone arrested
birini tutuklatmak
154
have someone thinking
birini düşündürmek
155
have someone worried
birini endişelendirmek, birini kaygılandırmak
156
have something on the brain
kafasına bir şeyi takmak
157
have something ready
bir şeyi hazırlamak, bir şeyi hazır etmek
158
have success
başarmak, başarı sağlamak, başarısı olmak, başarılı olmak
159
have sympathy for
halini anlamak, haline üzülmek, acısını paylaşmak, duygudaş olmak
160
have the ability
gücü olmak, yeteneği olmak, beceriye sahip olmak
161
have the good sense to do something
bir şeyi yapmakla akıllılık etmek/uyanık davranmak
162
have the impression
izlenimine kapılmak, izlenimi olmak
163
have time
zamanı olmak, vakti olmak
164
have trouble
sıkıntı yaşamak, sorun yaşamak, sıkıntısı olmak
165
have trust in
güvenmek, itimat etmek
166
have views over the sea
deniz manzarası olmak, denize tepeden bakan manzarası olmak
167
have wide shoulders
geniş omuzları olmak
168
whenever I have time
zamanım olduğunda, zaman buldukça
169
with the benefit of hindsight(= knowing what we have learnt since)
edinilmiş bilgilerle veya tecrübelerle
Nearby Words
© 2021 bilexis. All rights reserved.